Sound of Metal

Yönetmen Darius Marder, en temel karakterin duyma yetisini kaybedişini hem sahnede, davullar ve zillerin ardındayken hem de gündelik hayat pratiklerini gerçekleştirirken gösteriyor. Bu derinlikli karakter çalışmasının çatısını bu biçimde kuruyor.


İlk olarak bir konser sırasında görmüş olduğumuz Ruben’le asıl tanışmamız, bu konserin ertesi sabahında oluyor esasında. Sahnede icra ettikleri müziğe ve görüntüsüne göre çok daha yumuşak başlı biri olduğunu görüyoruz bu sahnede Ruben’in. Hem sevgilisi hem de grup arkadaşı olan Lou henüz uyurken, birlikte yaşadıkları ve bir tür turne otobüsü olarak kullandıkları karavanda etrafı topluyor, spor yapıyor, kahve demliyor, kahvaltı hazırlıyor. Bu esnada kullanmış olduğu temizlik malzemelerinin veya mutfak gereçlerinin çıkardığı sesler dikkat çekecek kadar yüksek geliyor kulağa.

Ruben’in lezzetsiz ama sağlıksız içeceği hazırlamış olduğu aletin gürültüsü, kahve makinesinin damlatma sesi sanki olması gerektiğinden fazla gibi. Bu aletleri, nerdeyse öncekilerle aynı planlarda tekrar görmüş olduğumuzda ise Ruben’in hayatını bütünüyle değiştirecek bir gelişmenin fitili ateşlenmiş durumda artık. Sound of Metal, bu benzer planların ilk ve ikinci görünmesi arasında yaşanan temelin gelişmenin en temel karakterin müzik kariyerine ve kariyerinden pek de uzak sayılamayacak özel hayatına etkileriyle ilgili bir film. Yönetmen Darius Marder, işte tam da bu nedenle Ruben’in duyma yetisini kaybedişini hem sahnede, davullar ve zillerin ardındayken hem de gündelik hayat pratiklerini gerçekleştirirken gösteriyor. Bu derinlikli karakter çalışmasının çatısını bu biçimde kuruyor.

Ruben’in hayatı müziğin üzerine inşa edilmiş. Filmin açılış sekansında sahnede görmüş olduğumuz Ruben, ertesi sabah uyanır uyanmaz kendi yapmış olduğu müzikten çok farkı bir janrada bir parça açan, hemde evi de olan karavanla şehir şehir gezip konserler verip plaklar satan, hayatını böyle devam ettiren biri o. Sonrasında öğrendiğimiz üzere eski bir bağımlı da ve Lou’yla (Olivia Cooke) tanışması, beraber müzik yapmaya başlamaları, müziğin hayatta kalmasını sağlamayı başaran şey olması gibi bir sonuç doğurmuş bir biçimde. Ve hâl böyleyken hayatla bağlantısını sağlamayı başaran müziğin, yaşadığı duyma kaybına bağlı şekilde hayatından çıkması Ruben’i sessiz bir yıkıma doğru yaka paça sürüklüyor.

Sound of Metal: Duyulamayanlar ve Söylenemeyenler

Ruben’in duyma yetisini önemli ölçüde kaybetmesiyle en başta “sağır bir davulcu”ya odaklanan bir drama izleyeceğimize yönelik bir algı ister istemez oluşuyor. Fakat filmin iki senaristinden birisi de olan Marder, karakterinin üstündeki, onu kısıtlayabilecek örtüyü oyalanmadan kaldırıyor ve Ruben’in asıl yitirdiğinin çevresindekilerle iletişim kurma imkânı olduğunu ortaya koyuyor. Bu anlamda en temel karakterin en başta istemese de sonrasında katılmayı kabul ettiği sağırlara özel olarak düzenlenmiş, bağımlıları topluma kazandırma programına katıldığında ona ilk verilen görev de bu gerçekliği yüzüne vuruyor: Ruben öncellikle “sağır olmayı öğrenmeli.” Sound of Metal’a sıklıkla ve haklı olarak atfedilen sahicilik, hakikilik hissi de kökenini burdan alıyor. Yönetmenin karakteri yerleştirdiği konum, hem Ruben’in sahibi olduğu sıfatları üzerinden alıyor hem de onu, müzisyenliğinden Lou ile olan ilişkisine kadar önceki hayatında sahibi olduğu her şeyden uzaklaştırıyor. Karşımızdaki 20’lerinin sonlarında veya 30’larının başlarında hayatına yeniden başlamak hem de bunu sağır olmayı öğrenerek yapmak mecburiyetinde olan birine dönüşüyor. Yönetmen Mader, zaten kendi bünyesinde çok zor olan bu durumu, bir sinema anlatısına dönüştürürken bu mecranın imkânlarını çok katmanlı ve efektif olarak kullanıyor.

Filmlerin, özellikle de geniş kitleye hitap eden filmlerin diyaloglar üzerinden kurgulandığı bir zamanda, diyalogları denklemden büyük ölçüde çıkarıyor Sound of Metal. Ana karakterin yaşadığı duyma kaybı tabii ki bunda önemli bir etmen ama anlatının çok büyük bir bölümünün sağır karakterlerin beraber yaşadığı bir merkezde geçiyor olması bu durumun daha da yoğun bir etki yaratmasının önünü açıyor. Bir noktadan sonra duyamama hâli, iletişim kuramamaya, içinden geçenleri söyleyememeye dönüşüyor. Belki işaret dilini öğrenip çevresiyle iletişim kuruyor Ruben ama yasak olmasına karşın, merkezin bilgisayarından gizli gizli e-mailler’ini okuyarak Lou’yla tek taraflı ve ziyadesiyle kısıtlı bir haberleşme içinde olması bunun net bir göstergesi. Yeni hayatına doğru ilk adımları atıyor ama önceki Ruben’i bir türlü geride bırakamıyor. Bu ikilik arasında gidip gelen duygu dünyasındaki çalkantılar geleceğine yönelik aldığı kararlarda etkili oluyor kaçınılmaz olarak. Katıldığı programın kurucusu Joe (Paul Raci), ona bir noktada yalnız başına bir odada oturup içinden geçenleri olduğu gibi yazmasını, bunun onu rahatlatacağını söylüyor. Ruben, bunu yapabilmek için odaya ilk girdiğinde masada bulunan çöreği yumruğuyla ezerek parçalıyor, un ufak ediyor ve saniyeler sonunda onu eli ile toparlayıp eski biçimine getirmeye, toparlamaya çalışıyor. Ruben’in hayatla ve önüne çıkan kırılmalarla kurmuş olduğu ilişki, o çöreğe yaptıklarından çok da farklı değil esasında. Başına gelenlerden ve devamında yaşamının paramparça oluşunu görmekten dolayı çok öfkeli ama bir biçimde yeniden işleri yoluna koyabilmek için çabalamaktan da alıkoyamıyor kendisini. Fakat attığı adımlar yeniyle barışmak yerine, eskiyi kazanmaya yönelik bir hayli Ruben’in taşımak mecburiyetinde olduğu yük daha da artıyor. Zaten güç bela yoluna koyduğu “eski” hayatını parçalanan temelin bir çörekmişçesine bir araya getirmeye çalışıyor ancak bu mümkün değil. Filmin ses tasarımı defalarca, Ruben’in kafasının içerisine girerek yaşadığı duyma kaybının farklı aşamalarını seyirciye hissettiriyor. Fakat, en temel karakterin içinde bulunduğu durumun geri dönülemez olduğunu fark ettiği anda ses mevhumu, Sound of Metal’ı bütünüyle terk ediyor ve Ruben’in de fark ettiği bu sert gerçekliği fiziksel bir hâle sokuyor. Bu noktada filmin ses tasarımı ile anlatının yalnızca en temel karakterin yaşadığı fiziksel değişimleri hissettirme seviyesinde ilişkili olmadığını belirtmekte fayda var. Zira Ruben’in kararlarını, attığı adımları şekillendiren duyma kaybı, kendisini ses bandında belli ettikçe, en temel karakterin içerisine düştüğü çukur da daha derinleşiyor. Çevresinde olup biteni duyamamasından doğan iletişimsizlik boyut değiştirerek artık bazı şeylerin söylenmediği bir noktaya geliyor. Bu söylememe hâlinin, filmin ses bandının sıfırlandığı noktaya doğru yoğunlaşması da Mader’ın reji tercihlerinin önemli bir göstergesi elbette.

Hikâye içinde karakterin konumuyla ses tasarımının böylesine etkileyici biçimde sonuç vermesinde Ruben’e hayat veren Riz Ahmed‘in bu iki unsuru birbirine bağlayan performansı kilit önem taşıyor. Tüm anlatının üzerine kurulmuş olduğu, teknik tercihlerin onun yaşadıklarına göre şekillendirildiği, nerdeyse her sahnede görünen Ruben’i canlandırırken filmin genel tonunda da belirleyici olduğu gibi, Sound of Metal’ın son dönemin en esaslı karakter çalışmalarından biri hâline gelmesini de sağlıyor. Böylelikle Ruben’in yolunda giden yaşamının kontrol edemediği şartlar nedeniyle dağılışını, duyulamayanlar ve söylenemeyenlere dair sessiz bir girdaba dönüşüyor.

Total
0
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Post
La Haine,Absürt Hikaye,La Haine

La Haine: Düşen Bir Toplumun Absürt Hikayesi

Next Post
Güneş Sistemi,güneş

Güneş Sistemi “Otoyolu”, Uzay Yolculuklarını Kolaylaştırabilir